Kapat

2003 yılında Orkun Çınar tarafından temelleri atılan Capital Law Partners Hukuk Danışmanlık Bürosu, yurt içi ve yurt dışındaki müvekkillerine Avukatlık ve Hukuki danışmanlık hizmeti veren bir hukuk firmasıdır. Temel çalışma alanlarımız şirketler hukuku, ticaret hukuku, gayrimenkul ve ceza hukukudur. Kurucularımız ve ortaklarımız yetki alanlarında kalifiye olup yurtdışında eğitim görmüş ve global iş tecrübesine sahip kişilerdir.

Telif Hakkı © 2022 Capital Law Partners Hukuk DanışmanlıkTüm Hakları Saklıdır.

MURİS MUVAZAASINDA ZAMANAŞIMI VE  ZAMANAŞIMININ KADASTRO KANUNU MADDE 12/3 İLE 13/B-a AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Muvazaa nedeniyle açılabilecek olan davalar herhangi bir zamanaşımı süresine tabi değildir.

…muris muvazaası nedenine dayalı tapu-iptal ve tescil davalarında herhangi bir hak düşürücü süre ya da zamanaşımı süresinin olmadığında kuşku yok ise de; temlik ve murisin ölüm tarihi üzerinden çok uzun süre geçmesinin eldeki davada olduğu gibi ispat hukuku açısından sorunlar doğurduğu, akitte gösterilen bedel ile keşfen saptanan değer arasındaki farkın da tek başına temlikin muvazaalı olduğunu göstermeyeceği bir bütün halinde değerlendirildiğinde miras bırakan tarafından yapılan temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur…” Yargıtay 1.HD, T.23.05.2019, E. 2016/3688, K. 2019/3337 sayılı kararı

‘’…muris muvazaası, sahtecilik, vekaletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı davaların, herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceği…’’ Yargıtay HGK 2011/2-295 E, 2011/359 K

Kural olarak muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davalarında herhangi bir zamanaşımı süresi öngörülmemekle birlikte, miras bırakanın kadastro tespitinden önce vefat etmesi durumunda muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davaları Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesi uyarınca on yıllık hak düşürücü süreye tabi tutulmaktadır. Açıklamak gerekirse, muris tarafından taşınmazın muvazaalı bir işlemle üçüncü kişiye devredilmesi ve bu işlemi takiben murisin vefat etmesi durumunda; taşınmazın, murisin ölümünden sonra yapılan kadastro tespiti sırasında devralan kişi adına zilyetlik esasına göre tespit edilmesi ve bu tespitin kesinleştiği tarihten itibaren Kadastro Kanunu’nun 12/3. maddesinde düzenlenen on yıllık hak düşürücü sürenin geçmesi halinde, mirasçıların yalnızca şekil eksikliği (örneğin resmi şekil şartlarına uyulmaması) iddiasıyla tapu iptal ve tescil davası açmaları hukuken mümkün değildir.

Zira burada, muvazaalı temlik işlemi kadastro tespitinden önce gerçekleşmiş, muris de bu tespitten önce vefat etmiş olup, kadastro çalışmaları sırasında taşınmaz, muvazaalı işlemin karşı tarafı adına tespit edilmiştir. Bu durumda dava hakkı, tespit öncesi bir hukuki nedene dayandığı için, Kadastro tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl içinde kullanılmamışsa, hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle dava açma hakkı sona ermiş sayılır.

“…Hemen belirtilmelidir ki, muris muvazaası iddiasına dayalı davaları terekeye karşı yapılan haksız fiil niteliğini taşıdığından ve yolsuz tescil niteliğinde olduğundan herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman aşılabileceği kural ise de, anılan kuralın istisnası miras bırakanın kadastro tespitinden önce ölmesi halidir. Zira, Türk Medeni Kanununun 599.maddesi hükmü uyarınca ölüm ile mirasçılar tereke üzerinde hak sahibi olurlar. Ölümün kadastro tespitinden önce gerçekleşmesi halinde mirasçılar tarafından davanın kadastro tespitinin kesinleşmesi tarihinden itibaren 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12/3 maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması zorunludur. Aksi halde, hak düşürücü süre geçtiğinden davanın reddi gerekir.” Yargıtay 1.HD., T.16.01.2020, E. 2016/14648, K. 2020/219

‘’ …devir işlemi kadastro tespitinden önce olsa da, mirasbırakanın kadastro tespitinden sonra öldüğü anlaşılmaktadır. Bu durumda miras bırakan kadastro tespitinden sonra öldüğüne göre 3402 sayılı Kanunun 12/3 maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin uygulanamayacağı tartışmasızdır…’’ Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/3227 E, 2014/19498 K.

Kadastro Kanunu’nun 13/B-a maddesi uyarınca, ‘ kayıt sahibi veya mirasçılarının kadastro teknisyeni huzurunda muvafakatları halinde zilyet adına’   kadastro çalışmaları sırasında tapuya tescil edilir. Bu durumda, zilyetliğin devrine ilişkin olarak daha önce yapılmış olan ve muris muvazaasına konu edildiği iddia edilen görünürdeki işlemin arkasındaki gizli irade beyanının, resmi şekil şartına aykırı olduğu ileri sürülemez. Çünkü murisin, kadastro teknisyeni huzurunda yaptığı açık beyan, taraflar arasında mevcut olduğu iddia edilen irade fesadını ortadan kaldırmakta ve geçerli bir irade açıklaması olarak kabul edilmektedir.

Dolayısıyla, murisin kadastro işlemi sırasında açık rızasıyla gerçekleştirdiği bu tür bir tescil işlemi, muris muvazaası iddiasına dayanak olamayacağı gibi, geçerli şekilde kurulmuş bir mülkiyet devri işlemi olarak hukuki sonuç doğurur.

“Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması için taşınmazın tapulu olmasının yeterli olduğu, tapulu taşınmazların ortak miras bırakanın tapulama sırasında tapulama teknisyenleri huzurunda verdiği ve imzası ile tapulama tutanağına bu yerleri haricen davalılara sattığına ilişkin muvafakat bildiriminin Kadastro Kanunu'nun 13/B-a maddesine göre resmi memur önünde serbest irade ile belirtilen tescil isteme beyanı olarak görüldüğünden murisin iradesinin resmi memura ulaştırılması ve bu iradenin tapudaki muvazaalı devir işlemine esas olmasının yeterli olduğundan kadastro tutanağına şerh verilmesi suretiyle yapılan bu işlemin 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı kapsamında kaldığının kabulü gerektiği ileri sürülmüş ise de bu görüş kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.” Yargıtay HGK.  2014/52 E, 2015/1524 K

Vekaletname